Konuk Yazarımız İsmail Biçer : ”Yazmanın Dayanılmaz Hafifliği”

0
166
Yazdığım şiirlerin ve yazıların, gerçekleştirdiğim söyleşilerin birden fazla nedeni
olabilir. Ama yazdıklarımı, bir kiraz bahçesinin ortasında, bir çilek tarlasının kıyısında
gerçekleştirmedim hiçbir zaman.
Bireysel acıların ve hüzünlerin, toplumsal sarsıntıların üzerimde yarattıklarını kayıt
altına almak, yazma serüvenimin temel nedenidir diyebilirim.
Yazmak içli bir eylemdir; ‘har’dır, ‘kül’dür… Bir diğer anlamıyla; ‘divan’dır. Yazmak,
yazanın bireysel tarihidir, yani benim tarihimdir. Yazan kişinin etrafında olup biten ne varsa,
onun ruh hali yazma eylemine acil davetiye çıkarır. Benim de hep öyle olmuştur. İçimdeki
kaynamanın dışavurumu yazmaktan ibaret olmuştur.
Her kalemin ‘yazma eylemi’ne dair yarattığı anlayış (felsefe), farklılık gösterebilir. Ama
ortak nokta: Yazmanın belli bir süre sonra tutkuya dönüşmesi ve bu tutkunun önüne geçmeninise bir cinayetten ibaret oluşudur.
Her şiir ve yazının bitmesi, üzerimde sonsuz bir hafiflik yaratır. Buna “yazmanın
dayanılmaz hafifliği demek” yerinde olsa gerek. Hele de yazdıklarımın kitap boyutuna
gelmesini, kitap olarak çıkmasını George Orwel’ın Neden Yazıyorum adını taşıyan kitabında
dile getirdiğinden yola çıkarak açıklamak mümkün:“Kitap yazmak, acıdan kıvrandıran bir hastalığın uzun süren nöbetleri gibi insanı yiyip bitiren korkunç bir mücadeledir. İnsan, karşı koyamayacağı ve anlayamayacağı bir iblis tarafından itilmese kesinlikle böyle bir işe kalkışmazdı. Biliyoruz ki bu iblis herkeste vardır ve bir bebeğin ilgi çekmek için ciyak ciyak ağlamasına yol açan içgüdünün aynısıdır. Fakat yine de sürekli kendi kişiliğini gizleme mücadelesi vermediği sürece insanın okunabilir hiçbir şey yazamayacağı da bir o kadar doğru.”
Akıl vermek (öğretmek) güdüsü yoktur yazdıklarımda… Bundan son derece kaçınırım.
Yazdıklarımın okuyanlara bir şeyler öğretip öğretmediklerini de hiç düşünmedim;
düşünmem… Yazdıklarım sadece ve sadece benim iç dünyamın yansımalarıdır; bir başka
dünyanın tasavvurudur ve okuyanı bu dünyaya doğru yolculuğa çıkarmaktır.
Yazmak, estetik bir kaygıdır. Kullanılan dil, yaratılan imge ve metaforlar boyutuyla
estetik bir kaygıdır. Yazdıklarınızın türü ne olursa olsun, estetik kaygısından uzak bir şiir ve
yazı serüveni tatsız ve güçsüzüdür; dikkat çekici ve kalıcı değildir.
Benim için yazmanın en güzel yanlarından biri de, yazdıklarımın konularından ziyade,
Capote’nin ifadesiyle; “kelimelerin kendi içindeki müzikleri”ni dinlemek ve dinletmektir.
Yazmak tüm umutsuzluklar ve çıkmazlar içinde bir tesellidir… Bir anlamıyla da, bu
teselliyi yaratmak için yazıyorum… Bir şey anlatmak için değil, daha çok çağrıştırmak için
yazdığım da doğrudur. Okuyucunun bilincince yeni resimler, renkler koymak kadar keyifli ne
olabilir ki… Yazmanın çok ciddi bir iş olduğunu öteden beri söyler ve bunu yazma felsefem
olarak tutarım. Yazmanın bir dil yaratmak olduğunu inkâr etmek mümkün değildir. O dildir,
yazanı ve okuyanı doğada varsıllaştıran…
- Reklam -