Barış; Sait Faik’in ‘Hişt Hişt’ Diyen Sesi, Duyun Beni, Duyun…

0
241

Dünya Şiir Hareketi (World Poetry Movement / WPM) ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın (TYS) birlikte düzenlediği “Savaşa Karşı Şiirle Direnmek” etkinliğinde şairler seslerini dünya barışı için yükseltti. Ankara, Antakya, İzmir ve İstanbul’da 16 Kasım 2019, saat 15.00’de bir araya gelen şairler barış şiirleri okudu. İstanbul’daki etkinlik Türkiye Yazarlar Sendikası, Beşiktaş Belediyesi Karaoğlan Gençlik Merkezi’ndeki ofisinde yapıldı. Şair ve yazar Nalan Çelik’in sunumunu üstlendiği etkinlikte Ataol Behramoğlu, Türkan İldeniz, Betül Dünder, Gonca Özmen, Nur Saka, Nilay Özer, Dilruba Nuray Erenler, Erkut Tokman, Tahir Şilkan, İsmail Afacan ve Nalan Çelik okudukları şiirleri barışa adadı. 38 Uluslar arası İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı, Türkiye Yazarlar Sendikası’nın Genel Başkanı Adnan Özyalçıner adına, düzenlenen gecede yaptığı konuşmada: “Sanatın, edebiyatın amacı da yaşamı paylaşarak özgürleştirmek, barış içinde yaşamak, yaşatmak değil midir? Bu yaşamak yaşatmak nasıldır diye düşündüğümüzde: “Hayalleri, düşleriyle, gelecek umuduyla yaşatmak.” diye sürdürür konuşmasını.

- Reklam -

Barış denince aklımıza yalnızca silahlar, askerler, füzeler, bombalar mı gelir? Adnan Özyalçıner’in Torik Akını kitabı Bir Kadın Bir Adam adlı öyküsünde: “Öykümüzde adamın görüntüsü yok. O, yalnızca ses olarak geçecektir. “Avına ulaşan avcının sesi. Ses, hem kalın, hem buyurgandı.” Şehrin ortasında yıllar sonra karşılaşan iki insan. Kadına ne oldu? Kadınlara neler oluyor? Neden şiddet ve ölüm? Kadınlara savaş açmış eril ve kapitalist sistemi, acilen ve sürekli kadınlarla barışa çağırmalı. 

Yugoslav yazar Miodrag Bulatoviç’in Kırmızı Horoz romanında etin, içkinin bolca tüketildiği bir düğünün sonunda sırf eğlenme amacıyla yoksul Muharrem’in horozunu ağacın tepesinden indirip kaynar kazana atmak için olmadık işler deneyen konuklar, sonunda ateş etmeye başlarlar: “Oysa horoz, güneşin önünden çekilmeksizin, gittikçe artan bir hızla uçuyor, düşüp düşmeyeceğini düşünmüyordu bile. Bir yıldız çabukluğuyla gökleri yararak şaşkın kalabalığın gözleri önünden kayboluyordu.” Neslini tükettiğimiz, kafeslere kilitlediğimiz, eğlence aracı yaptığımız hayvanlardan özür dileyerek, henüz uçup gitmemiş hayvan dostlarımızla barışmalı.

Günter Grass’ın Dişi Fare romanında, kahramanımız noel armağanı olarak ailesinden bir dişi fare ister. Dişi fare insan soyunun yeryüzünden nasıl silineceğini anlatmaktadır, İnsanın çöpler gezegenine çevirdiği yaşantıda neler yitirilmiştir de henüz farkında değildir?: Sonunda birbirleriyle anlaşamayan işaret levhalarına ve Yabanıl Adam restoranına, bitki gövdelerine yürüyen özsulara ve yeşile, ağaçlardan düşen yapraklara ve bu sözcüklerle başlayan mektuplara veda ediyoruz. Orman üstüne ve ormanların ardındaki ormanlar üstüne yazılanlar siliniyor. Ağaç kabuklarına yeminler, antlar oyulmuyor artık. Köknarlardan zaman zaman kucak dolusu karlar yerlere dökülmüyor. Guguk kuşu bize sayı saymasını öğretmekten vazgeçti. Masalsız yaşamımızı sürdüreceğiz.” Gezegenimizi yok etmeden parçası olduğumuz doğayla barışmalı.

Murat Özyaşar’ın Sarı Kahkaha kitabının Kepenk adlı öyküsünde İstanbul’u ve İstiklâl Caddesi’ni düşleyen Kamil ve arkadaşı, adına Mecburiyet Caddesi dedikleri caddede sıkıntıyla dolaşırlarken: “Ama ve fakat, sert adımlarla yankılandı kaldırımlar. Ara sokaklarda birikmiş gruplar, ağızlarında bin yılın eskisi hâlâ taze sloganlar, dillerindeki marşlar havada buğu, zaman ayarlı kolları kuvvetli, ellerinde yumruk yumruk imansız taşlar. Biz sloganda atamayız Kâmil, marş da söyleyemez bizim dilimiz, utanırız, sesimizi nereye saklayacağımızı bilemeyiz. Kâmil hı? Köşe başlarını tutmuş polisler, kimlik soruyorlar gene, açıp yarasını gösteriyor şair Fecri.” Yarasını göstermekten bezmiş kimlikleri GBT’lenmekten eskimiş öteki” diye adlandırılan halklarla barışmalı. İnsan insanla barışmalı.

Virginia Woolf’ün Duvardaki İz öyküsünde kadın kendinle konuşur: “Ayağa fırlamalı ve o duvardaki izin ne olduğunu kendim görmeliyim – çivi mi, gül yaprağı mı, yoksa tahtadaki bir çatlak mı? Burada doğa bir kez daha o eski kendi kendini koruma oyununu oynuyor işte. Ah duvardaki iz! Sümüklüböcekmiş.” Hız çağının unutturduğu düşünme, gözlem, merak ve düş kurmalarımızla barışmalı. Bu Şiir İstemeden Benimsediğimiz Şey Üzerinedir diyor Neruda: “Ah ne imrenilecek şey hayır demek/ hayır hayır hep hayır (.) ve herkes bize bakıyor, ölü sanıyordu bizi/ Bizse bilmiyorduk/ ne olup biteceğini çünkü başkaları/ anlamış gibiydi sağ kalma konusunda/ bizse oradaydık/ hiçbir şey diyemeden hayırdan başka/ hayır hayır/ belki hayır, yüzdeyüz hayır/ her zaman hayır/ hayır hayır hayır.” Sağ kaldıklarını sananların aksine, katledilen, hapsedilen, sürgün edilenler tarihe geçmiştir. Hayır diyenlerle, unutturmaya çalıştıkları kendi hayır’larımızla barışmalı.

Stendhal’ın kitap okumayı çok seven Julien’inin bu sevdası, okuması olmayan babası Sorel’i tiksindirmektedir. Oğlunun para kazanıp, evden bir boğazın eksilmesini ister. “Julien için zenginlik önce memleketinden kurtulmak demekti, Nefret ediyordu Verrieres’den. Burada gördüğü her şey onun kanını donduruyor, hayallerini yıkıyordu. Ya asker ya papaz-imam olarak kendini kurtarabileceği, düşlerini yitirmiş, ülkesinden nefret etmeye yol alan gençlere… kırmızıyla siyah askerler-papaz anımsatmak yerine, doğanın, gökkuşağının, güneşin batışının, yıldızlı karanlığın seyrini anımsatsın. Gençlerle, gelecek için barışalım.

Yaralarım Aşktandır diyen Furuğ’un başka bir sorunu daha vardır: Furuğ Ferruhzad/ şiir ve çiçek ve bülbül ülkesinde/ yaşamak bir nimettir, hele/ senin varlığın yıllar sonra kabulleniliyorsa/ bir yer ki ben/ perde aralığından attığım ilk resmi bakışımla/ altı yüz yetmiş sekiz şair görürüm.” Şiir ve sanat ülkesinin “ötekisi” sayılan-sayılmakta olan kadınların mücadelesi adına 678 kez kendimizle barışalım. Eduardo Galeano’nun Aşkın ve Savaşın Gündüz Ve Gecesinde, “Villar’a göre petrolün olduğu yerde kazayla ölümler eksik olmaz.” der. Petrolün olduğu yerde emperyalistlerin ve maşalarının savaşı, yoksul askerlerin ölümü, sakat kalması, resmilerin geçit ve namaz gösterileri de eksik olmaz. Barış’la barışalım.

Konuk Yazar : Nalan Çelik